29 Haziran 2018 Cuma

YOK OLUŞUN TADI

     Marin' in kim olduğunu anlatmanın ne demek olduğunu unutalı çok oldu. Hatta artık onun kim veya ne olduğunu bildiğimi de söyleyemem. Yine de doğru tanımladığım noktalarının olmuş olduğunu deneyimledim. Örneğin 'Sadece o istediğinde konuşur seninle.' gibi. Sanırım beni karanlığına aldıktan sonra yalnızlığımın derin ve umutsuz soğuğunda soluksuz kalışımı izlemek hoşuna gidiyordu. Belki de bir şeyleri deniyordu. Beni ne kadar yalnız ve çaresiz bırakmış olursa olsun bir umut verdikten sonra, onunla ilgili olumlu fikirlerimden vazgeçemiyordum. İçimde bir yerlerde bir şeyleri beklediğini biliyordum ve beklediği şey oldu.

'' Üzülme.
   Her şey daha yeni başlıyor.
    Tekrar o eski günlere ulaşacağımıza eminim.
    Ama bunun için senin de yardımın gerek. ''
     Marin' in bu sözlerinden sonra onun ne beklemiş olduğunu anlamam çok zaman almadı. Benim tam anlamıyla yok olmamı beklemişti. Ve ben karanlığın içinde birer birer yok olan parıltılar gibi hiçbir iz kalmadan yok olmuştum.
     Peki ben her şeyimle yok olmuşken ne yapabilirdim ki? Bu sorunun cevabını kendimde aramak anlamsızdı. Ben de ona sordum.
'' Nasıl bir yardıma ihtiyacın var?
    Sen değil miydin geçmişin geçmişliğini vurgulayan hep? 
   Emin misin yapabileceğimize? 
   Ben inanamadım pek.''
     Kolunuzun kopmuş olması mı size daha çok acı verirdi yoksa kopmak üzere mi olması? Bana kopmak üzere oluşu ve benim hiçbir şey yapamıyor oluşum daha çok acı veriyordu içinde bulunduğum bu günlerde. Ben bu durumdayken nerede yanlış yaptığımı bilmiyorum ama Marin yine gitmişti. Ve ben düşünmeye başlamıştım; yendiğimiz, göz ardı ettiğimiz, kaçtığımız veya saklandığımız tüm korkularımızı karanlığın içine hapsettiğimizi. Şimdiyse o karanlığın içindeydim. Kendi yok olmuşluğumu düşündükçe ağzımda mayhoş bir tat kalıyordu ve ben kendime yapayalnız sıfatını bile veremiyordum.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder