"Yanıp kül olmak yetmiyor.
Peki savrulmak yeter mi karanlığa?
Bana yetmedi onlarca yanış ve savruluş.
Yoksa cezamın bir parçası mı bu yeniden doğup yeniden yok oluş?"
Sanrıların arasında boğulup giden, karanlıklara bakarak ışıklara göçen, uçsuz bucaksız bir acı denizinde kayboluşun sırlarını aradığını sanan yitik ruhların arasında her şeyin farkında olmak, potansiyelinin ödülü iken dünyanın da en büyük cezasıdır. Önce bak, sonra gör ve sor kendine: Vazgeçemeyeceğim, feda edemeyeceğim neyim var? Vereceğin cevap 'yok' değilse eğer vazgeçebileceğin tek şey kendin, kendi hayatın demektir -kendi olmayan hayatın-. Sözlerin, hislerin ya da düşüncelerin hiçbirinin bir önemi kalmayana kadar tükettin her şeyi ve şimdi uyanıkken bir rüyanın içinde acılar çekerek mutluluğun maddesel hayallerini kuruyorsun. Sanki ölmeye dakikalar kalmış da hayatındaki acınası güzellikler gözünün önünden geçiyor. İşte bir insanın en dibe vurabileceği yerdir burası ölümün bile yükseklerde bir kurtuluş olarak kaldığı bir dip.
"Yükseliş uzun ve zor bir yol gözükür.
Oysa ondan çok daha uzun, çok daha zordur düşüş.
Ve bir kez düştün mü, düşmeye devam edeceksin.
Ta ki anlayana kadar hayatındaki acınası güzelliklerin, düşüşün ve hatta yok oluşun yegane sebebi olduğunu."
İnsanız. Ve içimizde kontrol edemediğimiz bir kazanma dürtüsü var. Kabul ediyorum ama artık anlam veremiyorum bu acı dibin pençesindeyken bile hala kazanma hayalleri içinde boğulmamıza. Artık bırakmalı külleri bir arada tutmaya çalışmayı. Artık yok olmalı. Artık savrulmalı karanlığa.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder