Bir kez yaklaşmaya çalışırsan vazgeçme veya başarısız olma gibi bir şansın yoktur. Eğer başaramazsan elinde sadece kaçmak için bir fırsat kalır. Çünkü insanın yaklaşamadığı kendisi onun ancak ve ancak canavarıdır artık. Yok etmeye programlanmış bir canavarla karşı karşıyasındır ve bunun farkına vardığında büyük bir ihtimalle çok geç olacaktır.
"Bundandır ayırt etmeksizin tüm insanların eline geçen fırsatları değerlendirmesine olan isteğim.
Ve bundandır bunu yapamayacak kadar aciz olanları değil de ne olursa olsun sonuna kadar deneyenleri alışım kanatlarımın altına.
Her ne kadar acı duyucu olsa da."
Anlaşılmaz ile anlaşılamaz arasındaki farkı değerlendirir Marin. Birçok farkındalık içinde bir tek farkına varılamaz o olmak ister. Çünkü ancak bu şekilde gösterebilir bize hayatın sırrını. İnsanın, hayatın dile 'getirilmez' güzelliklerinin yanında bir de dile 'getirilemez' acıları vardır. Kendine yaklaşmaya çalışan bizler, hem de büyük bir tutkuyla, her şeyin onulmaz derecede güzel olacağı sanrısına kapılırız. Başarısız oluşumuz da işte burada başlar.
"Kibirle yola çıkarsak başka ne beklenebilir ki?
Evrenin merkezinde miyiz veya bizim yaşamımız kadar mı sürecek bu hayat?
Büyük değişimlere yol açan sayısız anların kaçında varsın da böylesine bir yanılsamanın içine düştün?
İşte ne kadar acı verici olabilecekse o kadar..."
Zaten böyle değil midir yaradılışımız? Birkaç damla mutluluk, biraz acı ve çokça kan. Sürekli bir isyan ediş amacından sapar ve tabi sürekli bir kabulleniş de. İnce çizgiler üzerinde yürümek başarı sadece. Kendi yolumuzu çizmek değil de çizilen yollara basmamak başarı.
"Artık yapabileceğin tek şey var tüm çizgilerde ve aralarında dikkatsizce dolaştığına göre.
Uzaklaş.
Ya da diğer bir deyişle kaç."
İşte başlıyor kaçış kendinden uzaklara doğru. Artık zamanıdır dile getirilmez ve getirilemez olan her şeyin dışa vurumu. Zamanıdır 'ben'in ve tüm 'ben'lerin.
İşte başlıyor sonsuzluktan sona doğru olan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder