Ne düşünebilirdiniz ki? Bir sabah normalden daha geç bir saatte uyandığınızda nereden bilebilirdiniz ki, tüm bu olacakları ya da olamayacakları? Kaç farklı kişi olarak uyanabilir bir insan? Yoksa hiç kimse olarak da uyanabilir mi? Ya da uyanmak mümkün müdür? Çorap söküğü gibi ardı sıra gelen sorular kanıtıdır karamsarlığın kararının olmadığının. Ağzında acımsı bir tat oluşur, karnında garip bir his başlar. Çünkü tek yaptığın çırpınmaktır bataklığın ortasında. Acımtırak bir tat, bir uyuşukluk, ağırlık... Bir sabah normalden daha geç uyandığınızda olan şeydir bu.
"Bilineni bilen, bilmeyene aktarır ve artık bilmeyen de 'bilemeyen' olmadığı sürece bilişe ermiştir. Tek düşünülecek şey ise bilememekten çok bilmemeyi istediğindir. Bilememekle bilmemeyi tercih etmek arasındaki farkın farkına varışın ağırlığıdır, uyuşukluğudur o ve o acımtırak tat sadece pişmanlığının tadıdır."
Ne hissedebilirdiniz ki duygularınızdan arınmışken? Soğukkanlı, sert, ciddi insanlar değildir duygusuz, aksine onlardır en güçlü halleriyle hissedebilen duyguları. Artık hissedemeyecek olacağınızı bilseydiniz eğer en son ne hissetmek isterdiniz ki en çok? Sizi acı bile çekemeyecek duruma getiren şeyi aklınızdan çıkarıp yolunuza bakabilir miydiniz? Peki ya yok oluşun tadı zannettiğiniz şeyin aslında var oluşun yegane lezzeti olduğunu farkına varsaydınız, ölümün ne demek olduğunu yaşarken anlamış olmaz mıydınız?
"Kendimce hayatımın o anına kadar durmadan çabalayarak kazandığım şeylere bakıp hepsinden vazgeçtim. Şimdiyse izliyorum üzerinde durulmayı bırakılan her şey gibi yok olan hayallerimi, hayatımı, farkına varabildiğim her şeyi. Elimdeyse sadece olacakları biliyorken buna izin verişimin yarattığı nefret kalıyor."
Hayat sadece sebep ve sonuçlardan ibaret değildir. Sonuçların da sonuçları olur. Hem de birden fazla... Yanlış yere baktığınızı fark ettiniz mi hiç? Fark ettiyseniz eğer doğru yeri bulabildiniz mi? Sevdiğiniz bir insanla tartışırken o an sinirle bir söz söylersiniz ve bunun farkına vardığınızda aklınızdaki tek şey onu ne kadar kırdığınız ve kendinizi ona nasıl affettirebileceğinizdir. Oysa asıl düşünmeniz gereken şey ileriki günlerde aranız düzeldiğinde o kişinin yani 'sevdiğiniz kişi'nin gözlerine bakarken onu nasıl kırdığınız aklınızda, kalbinizde yankılanırken kendinizi nasıl affedeceğiniz olmalıdır. Ancak ve ancak isteyerek kendi iradesiyle doğru yere bakan kişilerin ulaştığı sonsuz bilgilerin biridir bu açığa vurulan. Fakat tercih meselesidir bilmek veya bilmemek, bilememenin aksine.
"Yazılanlar, çizilenler senden öte. Yaşanılanlar, olanlar ve bitenler ise bir uyanıştır senden önce. Ancak senden gelen sonsuz 'bir' hiçliğe uyanış hayatta."
Hislerimin yerine geçen çaresiz bir uyuşukluk. Duygularımın yerini alan bir ağırlık. Zevklerimi yok eden bir acı tat. Ve kalbimin tam da olması gerektiği yerde sonsuz 'bir' hiçlik...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder